Şizofreni

Şizofreni, genç yaşta ortaya çıkan, düşünce, duygudurum, algı ve davranışta bozuklukla karakterize, nedenleri kesin olarak henüz bilinmeyen bir bozukluktur. Kişinin mesleki, kişilerarası, akademik, kendine bakım gibi işlevlerinde önemli bozulmalara neden olur. Bu nedenle aynı zamanda önemli bir toplum sağlığı sorunudur. 


Bütün ruhsal bozukluklarda olduğu gibi hastalığın ismi aynı olsa da hiçbir şizofreni hastası diğerine tam olarak benzemez. Her hastada hastalığın şiddeti, öncelikle etkilenen ruhsal alanlar ve hastalığın neden olduğu sonuçlar farklıdır. Buna karşın genel olarak bakıldığında, 
şizofreni, yol açtığı sonuçlar açısından psikiyatrinin en dramatik hastalıklarının başında gelir. Hastalık kendini gösterdiği andan itibaren hastanın yaşamı olumsuz etkilenmeye başlar, işine, okuluna ara vermek zorunda kalır, olumsuz yan etkileri olan antipsikotik ilaçlar ile tanışır. Sosyal olarak içe kapanmaya başlar, bu hem hastalığın direk etkilerinden hem de “şizofreni” kelimesinin toplum tarafından olumsuz stigmatizasyonu (damgalanma) nedeniyledir. Bu nedenle hasta diğer insanlardan uzaklaşmaya başlar.


Dışarıdan bakıldığında, donuk yüz ifadesi, çekingen görünüm, garip jest ve mimikler,
olaylara karşı duygusal tepkilerde azalma, vurdumduymazlık içinde olabilirler. İlişki kurmakta zorlanılır.  Konuşmaları hızlanmış ya da yavaşlamış olabilir, ancak içeriği sığlaşmış, basitleşmiştir. Konuşma bazen anlaşılmaz olabilir, bilinmeyen kelimeler içerebilir, cümlelerin ya da kelimelerin bütünlüğü ve birbirleriyle ilişkisi bozulmuş olabilir. Genel bir ilgisizlik, isteksizlik hali, bir eyleme geçiş iradelerinde eksiklik vardır. Buna karşın bazen taşkın davranışlarda da bulunabilirler. 


Hastanın, “bilişsel beceriler” dediğimiz dikkat, bellek, plan yapma, organize etme, hesap yapma, yargılama, muhakeme etme gibi zihinsel işlevlerinde belirgin zayıflama olur. Hastaların toplumsal ve mesleki işlevselliklerini kaybetmelerine de asıl olarak bu işlevlerdeki bozulma neden olur. 


Toplumda, “şizofreni” denince bu hastalığa ait akla ilk gelen belirtiler halüsünasyonlar (işitsel algı kusuru) ve sanrılardır. Halüsinasyonlar, gerçekte olmayan seslerin duyulması, görüntülerin görülmesi, kokuların alınması gibi algısal belirtilerdir. Şizofrenide en sık işitsel halüsünasyonlar görülür. Bunlar, belli belirsiz basit sesler (çıtırtı, uğultu, su sesi gibi) olabileceği gibi, kendi aralarında konuşan, tartışan, yorum yapan sesler gibi komplike sesler de olabilir. Hastalar bu seslerin gerçekten var olduğuna, hayali olmadığına inanırlar, onlara cevap verebilirler, bu seslerin dediklerini yapabilirler. 


Şizofreninin bir diğer önemli belirtisi sanrılardır
 (bakınız; merak ettikleriniz => sanrı). Sanrılar her türde olabilir, hastalar bu yanlış inançları nedeniyle, dışarıdan bakıldığında anlam verilemeyen, garip davranışlarda bulunabilirler, başkalarına saçma gelen şeyler söyleyebilirler. Ama aslında bu davranış ve sözlerinin kendi inandıkları yanlış düşünceleriyle arasında mantıklı bir bağlantı vardır. Tabii ki bunlar dışarıdan biri için anlamsız gelecek ve dikkat çekecektir. Bu sanrılar zararsız nitelikte olabileceği gibi içeriğine bağlı olarak hastanın kendisi ve çevresindekiler için tehlikeli de olabilir. Bu nedenle hastaların hastalıklarının alevli dönemlerinde hastaneye yatırılmaları gerekebilir. Öte yandan hastalar bu alevli dönemlerde sıklıkla bunu red edeceklerdir. Çünkü sanrı ve halüsinasyonlarının gerçekten var olduğuna inanırlar, hastalıktan dolayı olduklarını düşünmezler. Bu nedenle hastanın, yakınlarının ve takip eden hekimin hastalığın alevlenmesinin ilk belirtilerini olabildiğince erken fark etmeleri çok önemlidir. Çünkü, ancak bu durumda hastayla işbirliği yapılabilir, ayaktan ya da hastanın kendi rızasıyla hastaneye yatırılarak tedavi uygulanabilir. Diğer durumda hastayı kendi isteği dışında, zorunlu yatış kararı ile hastaneye yatırmak zorunda kalınacaktır. Bu da hem travmatize edici hem de tedavide uyumu ve işbirliğini bozucu sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle hasta ve yakınlarının hastalık hakkında, alevlenme belirtilerinin tanınması hakkında eğitilmesi (psikoeğitim) çok önemli yararlar sağlayacaktır. 


En uygun şekilde tedavi olsalar bile şizofreni hastalarının ancak çok az bir kısmı tam olarak hastalık öncesi durumlarına dönebilirler. Birçok hasta değişen oranlarda hastalıktan kalıcı olarak etkilenir. Gene de bu olumsuz etkilenmeyi olabildiğince azaltmak için yapılabilecek bazı şeyler vardır. Öncelikle hastalığın tanısı mümkün olduğunca erken konulmalıdır. Çünkü hastalık belirtileri başladığı halde tedavi edilmeden geçen her gün hastalığın seyrini olumsuz etkileyecektir.Hastanın hastalıktan olumsuz etkilenmesi artacak, tedaviye cevap güçleşecektir. 


Şizofreni hastalığının temel tedavisi ilaçlardır. Çünkü hastalığın ana nedeni biyolojik bozukluklardır, örneğin bazı kimyasal maddelerin (dopamin, serotonin gibi) işlevlerindeki zayıflıklar. Bu nedenle başlıca antipsikotik ilaçlar olmak üzere, ankiyete gidericiler, duygudurum dengeleyici ilaçlar ve antidepresan ilaçlardan faydalanılır. İlaç kullanımı düzenli ve uzun süreli olmalıdır. Tedavinin ne kadar süreceği hastadan hastaya ve hastalığın seyrine göre değişkenlik gösterir. Çoğu durumda yaşam boyu ilaç kullanımı gereklidir.


Diğer taraftan antipsikotik ilaçların hasta için sıkıntı yaratıcı yan etkileri olmaktadır. Kilo alımı, uyku hali, sersemlik, kan şeker ve yağ düzeylerinin artması sonucu bazı tıbbi hastalıklara yatkınlık (diabet, damar tıkanıklığı vb), hareket bozuklukları (titreme, kaslarda katılık, yerinde duramama-huzursuzluk gibi) bu yan etkilerden bazılarıdır. Buna rağmen ilaç kullanımından tümüyle vazgeçilmemeli, en az yan etkili ilaç ya da ilaçlar bulunarak tedavi mutlaka sürdürülmelidir. 


Şizofreni tedavisinde ilaçlar dışında yapılabilecekler; toplum ruh sağlığı merkezlerince yapılan aktiviteler, psikososyal tedaviler ve bazı psikoterapilerdir (bilişsel-davranışçı terapi, destekleyici psikoterapi).


Şizofrenide “stigmatizasyon (damgalama)” önemli bir konudur. Bu, “şizofreni” kelimesinin çağrıştırdığı ama çoğu da yanlış ya da abartılı olan inanışlardan (örneğin; “
şizofreni hastaları saldırgan ve tehlikelidir.”)kaynaklanan hastalara yönelik bir etiketlemeyi tanımladır. Bu damgalama ne yazık ki toplumun çoğu bireyinde, hatta hasta yakınlarında, hastaların kendilerinde ve ruh sağlığı çalışanlarında bile var olabilmektedir. Bu konuda ruh sağlığı derneklerinin açıklamalarından alınan bir alıntı şu şekildedir;  “Öteden beri şizofreni hastalığının suç ve cinayet ile ilişkili olduğu söylencesine inanılmaktadır. Bilimsel araştırmalar, böyle bir ilişki varlığının inanılandan çok daha az olduğunu ve bu ilişkinin de sadece tedavi görmeyen şizofreni hastalığı için geçerli olduğunu ortaya koymuştur. 10 şizofreni hastasından birinde saldırganlık ortaya çıkmaktadır. Bunu tüm şizofreni hastalarına genellemek ağır bir yanlıştır. Hastalığın toplumdaki görülme oranı gibi faktörler göz önünde tutulduğunda, herhangi birimizin bir şizofreni hastası tarafından öldürülme olasılığı 14 milyonda 1’dir. Eğer hasta tedavi ediliyorsa saldırganlık riski oldukça azalır. Tam tersi, toplumun şizofreni hastalarını dışlaması saldırganlık riskini arttırabilir. Toplumun şizofreni hastalarından korkmaması, onlara sahip çıkması gerekmektedir. Onlara destek olmak ve toplum içinde tedavi anlayışı iyileşmede çok önemlidir. Şizofreni hastalarının birçoğu, başlangıçta tedaviden uzak durmaktadır. Bunun en önemli nedeni, şizofreni hastalarının damgalama sonucunda toplum dışına itilmeleri, hastalıklarından utanmaları, tedavi olmaya giderlerse hastalığının herkes tarafından öğrenileceğine dair kaygı duymalarıdır.”.